YAZARLAR
24 Kasım 2010, Çarşamba
Neden mi? Bunun cevabını kaza yerindeki bir başka kamyon şoförü veriyor. "Gecede 4-5 sefer yapmamız gerekiyor. 120 km/s hızla, tonajlı bir şekilde yol alıyoruz ve burada hiç denetim olmuyor." diyor. Schumer gelse bize yetişemez diye de ekliyor. Bu kadar basit.
Bütün bunları gördükçe her gün ölümden döndüğüm anlar aklıma geliyor. Ve bugün de ölmediğime şükrediyorum. Abartmıyorum. Günde ortalama 200 km yol alıyorum. Şehir içinde olduğu kadar E5 ve E6 yolarında ağır vasıta araçlarla birlikte ilerliyorum. En basiti bugün başıma gelen olayı anlatayım. Ailemle E6 yolunda ilerliyorum, maalesef plakasını alamadığım bir kamyon sürücüsü, üç şeritli yolda sağdaki iki şeridin ortasından gayet rahat rahat ilerliyor. Sağ ve orta şeridin boş olması ona bu rahatlığı vermiş olmalı. Ben de orta şeritte ilerliyorum. Sol şerite ise yanımdan hızla geçen diğer otomobiller var. Doğal olarak selektör ile önümdeki kamyonu şeridine geçmesi konusunda uyarıyorum. Kamyon sağa doğru meyillenirken orta şerit boşalıyordu. Ben de takip mesafemi koruyup şerit boşalınca yolumda ilerlemeyi planlıyordum. Derken kamyon şoförü aniden orta şeride geçiyor. Sağ şerit boş olmasına rağmen tüm yolların onun olduğunu ilan edercesine bu rahatlığı gösteriyor. Biz şok içindeyiz. Ya biraz daha hızlı gidiyor olsaydık başımıza ne gelirdi diye düşünüyoruz. Bu hareketi yapan bir otomobil olsa ve kaza gerçekleşse yaralanmadan kurtulma şansı daha fazla olurdu. Ama üzerinize bir kamyon çıkarsa, ona çarparsanız kazadan kurtulma şansı çok az. Neyse ki yine sağ sağlim evimize döndük. Plakasına alamadım çünkü kendilerinin plakaları kirden ve çamurdan görünmüyordu! Peki geçtiğimiz günlerde gördüğüm manzaraya ne demeli? Galatasaray Stadyumu'nun paralelinde Beşiktaş istikametinde ilerliyorum. İleride bir toz bulutu. Sanırsınız Sahra çölünde fırtına çıkmış. Bulutun içine daldığımda zayıf stoplarını gördüğüm bir kamyonla karşılaşılıyorum. Kasasından yola savrulan kumlar akıl almaz boyutta. Hem görüşü engelliyor hem de zeminin kayganlaşmasına sebep oluyor. İşin doğrusu o kamyonun denetlenerek yola çıkması gerekiyordu. Ve zerre bir şey dökülmemeliydi. Avrupa ve ABD'de ise bu işler böyle yürüyor. Şehrin ortasında dev bir inşaat olduğunda siz yandaki cafe'de kahvenizi hiçbir şey hissetmeden yudumluyorsunuz. Yollarda bir tane kirli otomobil yok, yağmur yağdığında bile yolları çamur götürmüyor, kayganlaşmıyor. Neden mi? Çünkü ne inşaatlar ne de inşatlara hizmet eden kamyonlar çevreyi olumsuz etkileyecek durumlar yaratamıyorlar. Ağır vasıta araçlarla aynı yolda ilerliyoruz. Bir boks ringinde olduğunuzu düşünün. Ağır siklet bir boks şampiyonuyla ortaokul öğrencisinin müsabakasına benziyor bizimkisi. Sağına soluna bakmadan, sadece yolda o varmış gibi davranan ağır vasıta sürücüsü diğer yanda ise onların 10'da 1 kütlesinde olan biz binek otomobil sürücüleri. Yeteri kadar trafik denetiminin yapılmadığı, ceza sisteminin hızlı ve etkili olmadığı Türkiye'de her gün risk altındayız.
Ülkemi çok seviyorum, ve trafik kazalarının en aza indirgenmesi için, yetkililere sesimizi duyurmak için bu konuda yaşananları yazmaya devam edeceğim.
Bütün bunları gördükçe her gün ölümden döndüğüm anlar aklıma geliyor. Ve bugün de ölmediğime şükrediyorum. Abartmıyorum. Günde ortalama 200 km yol alıyorum. Şehir içinde olduğu kadar E5 ve E6 yolarında ağır vasıta araçlarla birlikte ilerliyorum. En basiti bugün başıma gelen olayı anlatayım. Ailemle E6 yolunda ilerliyorum, maalesef plakasını alamadığım bir kamyon sürücüsü, üç şeritli yolda sağdaki iki şeridin ortasından gayet rahat rahat ilerliyor. Sağ ve orta şeridin boş olması ona bu rahatlığı vermiş olmalı. Ben de orta şeritte ilerliyorum. Sol şerite ise yanımdan hızla geçen diğer otomobiller var. Doğal olarak selektör ile önümdeki kamyonu şeridine geçmesi konusunda uyarıyorum. Kamyon sağa doğru meyillenirken orta şerit boşalıyordu. Ben de takip mesafemi koruyup şerit boşalınca yolumda ilerlemeyi planlıyordum. Derken kamyon şoförü aniden orta şeride geçiyor. Sağ şerit boş olmasına rağmen tüm yolların onun olduğunu ilan edercesine bu rahatlığı gösteriyor. Biz şok içindeyiz. Ya biraz daha hızlı gidiyor olsaydık başımıza ne gelirdi diye düşünüyoruz. Bu hareketi yapan bir otomobil olsa ve kaza gerçekleşse yaralanmadan kurtulma şansı daha fazla olurdu. Ama üzerinize bir kamyon çıkarsa, ona çarparsanız kazadan kurtulma şansı çok az. Neyse ki yine sağ sağlim evimize döndük. Plakasına alamadım çünkü kendilerinin plakaları kirden ve çamurdan görünmüyordu! Peki geçtiğimiz günlerde gördüğüm manzaraya ne demeli? Galatasaray Stadyumu'nun paralelinde Beşiktaş istikametinde ilerliyorum. İleride bir toz bulutu. Sanırsınız Sahra çölünde fırtına çıkmış. Bulutun içine daldığımda zayıf stoplarını gördüğüm bir kamyonla karşılaşılıyorum. Kasasından yola savrulan kumlar akıl almaz boyutta. Hem görüşü engelliyor hem de zeminin kayganlaşmasına sebep oluyor. İşin doğrusu o kamyonun denetlenerek yola çıkması gerekiyordu. Ve zerre bir şey dökülmemeliydi. Avrupa ve ABD'de ise bu işler böyle yürüyor. Şehrin ortasında dev bir inşaat olduğunda siz yandaki cafe'de kahvenizi hiçbir şey hissetmeden yudumluyorsunuz. Yollarda bir tane kirli otomobil yok, yağmur yağdığında bile yolları çamur götürmüyor, kayganlaşmıyor. Neden mi? Çünkü ne inşaatlar ne de inşatlara hizmet eden kamyonlar çevreyi olumsuz etkileyecek durumlar yaratamıyorlar. Ağır vasıta araçlarla aynı yolda ilerliyoruz. Bir boks ringinde olduğunuzu düşünün. Ağır siklet bir boks şampiyonuyla ortaokul öğrencisinin müsabakasına benziyor bizimkisi. Sağına soluna bakmadan, sadece yolda o varmış gibi davranan ağır vasıta sürücüsü diğer yanda ise onların 10'da 1 kütlesinde olan biz binek otomobil sürücüleri. Yeteri kadar trafik denetiminin yapılmadığı, ceza sisteminin hızlı ve etkili olmadığı Türkiye'de her gün risk altındayız.
Ülkemi çok seviyorum, ve trafik kazalarının en aza indirgenmesi için, yetkililere sesimizi duyurmak için bu konuda yaşananları yazmaya devam edeceğim.

